Siz Hangi Pencereden Bakıyorsunuz?
- Anda Zen
- 25 Nis 2021
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 26 Nis 2021

Her insanın kişiliğinin büyük oranda şekillendiği yer ailesi ve ilk öğretmeni de annesidir. Kadının sorumluluğu, bir çocuğun ana rahmine düşmesi ile başlar ve yetişkin bir insan olana kadar da sürer, gider. Kadının, hem çocuğun hem de tüm ailenin yaşam kalitesinde çok önemli rolü vardır. Bu nedenledir ki, kendini sürekli geliştirmesi, yenilemesi gerekir. Kendine değer vermeyen veya kendisine değer verilmeyen kadın ne kadar faydalı olabilir çevresine, nereden güç alır?
Genellikle kadının daha fazla fedakarlık yapması gerekir, doğası gereği... Çoğu zaman, ne kadar güçlü olduğunu fark etmeden sürer çabası hayatın içinde. Hani "yuvayı dişi kuş yapar" derler ya işte öyle... Ne var ki, hayatı sağlıklı ve mutlu bir şekilde paylaşmak, her iki tarafın da hoşgörüsünü ve çabasını gerektirir. Almadan vermek, Allah’a mahsustur yalnızca. Tüm ilişkiler bir alışveriş ve denge prensibine dayanır, aslına bakarsanız. Kişilerin birbirlerinin yaşamına kattıkları artı değerler, ne kadar çok ise o kadar sağlıklıdır birliktelikleri de. Bir taraf sürekli alacaklı, diğer taraf ise sürekli borçlu durumunda olmamalıdır. Yıllar önce okuduğum bir yazıda şöyle diyordu: ‘‘Hiç kimse alacaklısını veya borçlu kalmayı sevmez, o halde aşırı fedakarlık kişinin yararına bir durum değildir.’’ Düşününce ne kadar da doğru olduğunu anlıyor insan. Çünkü bizim en önemli sorumluluğumuz yaşamın hakkını vermek, diğer bir deyişle anlamlı bir hayat sürmektir. Bu da ancak ve ancak paylaşarak mümkün olabilir. Eşimizle, çocuğumuzla, çevremizle paylaşabilmeliyiz hayatı olabildiğince.
Sevgi, saygı, hoşgörü, paylaşım, gelişim vb. değerler bir ailenin de, aynı şekilde bir toplumun da huzuru ve mutluluğu için önemli etkenlerdir. Bu nedenle de önemsenmesi, sahip çıkılması ve yaşatılması gerekir.
Yüzyıllardır süregelen kadın erkek çekişmesi, otorite savaşı ne anlamsız bir şeydir aslında. Çıkmaz sokakta kaybolmak gibidir, yine de cazip gelir. Halbuki birbirini tamamlar bu iki cins, dengeler. Hepimizin hayatta olması, ancak bir erkeğin ve bir kadının birlikteliğiyle mümkün olmuştur. Ve tabi ki, hem kadınsı hem de erkeksi özellikleri bulundururuz bünyemizde, değişen oranlarda. Ne var ki, bunları unuturuz ve aslımızı inkar ederiz bazen. Kadın işi, erkek işi diye kalıplar koyarız. Görmezden geliriz, kadının ve erkeğin işbirliği yaptığında ne kadar güçlü ve anlamlı bir tabloya imza atttığını... Sen Ben yerine, Biz olmayı başarabildiğimizde gurur duyarız kendimizle. Birlikte neleri başardığımıza baktığımızda, çok daha iyi hissederiz kendimizi. Birbirimizin farkına vardığımızda, kendimizin farkına varırız aynı zamanda. Çocuklarımızı yetiştirirken de, bakış açımızla ve davranışlarımızla örnek oluruz onlara.
‘‘Bir şeyi değiştiremiyorsanız, bakış açınızı değiştirin’’ derler. Bakış açınızı değiştirdiğinizde, aynı şeye bakarken farklı şeyler görürsünüz. O halde ‘‘mevcut bakış açımızla bütünün ne kadarını görebiliyoruz’’ diye düşünüp farklı açılardan bakmayı öğrenmeliyiz. Her şeyden önemlisi de hayata farklı pencerelerden bakarken, arada bir de aynı pencereden / birbirimizin pencerelerinden bakabilmeyi unutmamalıyız. Aksi halde nasıl paylaşırız ki hayatı? Karşınızdaki kişiyi değiştirmek istediğinizde kendinizi değiştirmeyi deneyin. Siz değiştiğinizde, belki de sorun kendiliğinden çözülecektir. İşe kendimizi sevmekten başlayıp, çevremizdekileri de her şeyden önce hayatımızda oldukları için sevmeyi seçebiliriz. Unutmayalım ki, hayatta karşımıza çıkan herkes bize bir şeyler öğretir. Ne var ki, bazıları daha fazla şey öğretir.
Yaşam, sevgisiz bir gün geçirmeyi göze alamayacak kadar kısa. Bizler nasıl yaşayacağımızı seçme özgürlüğüne sahibiz. Sevgilerin beslendiği, şiddetin törpülendiği, güzelliklerin ve iyiliklerin ön plana çıktığı bir dünya yaratabiliriz. Nasıl mı? Birbirimizi severek, geliştirerek, hayatın tadına vararak, kötülükleri ve şiddeti değil güzellikleri paylaşarak, ve hayatımızda olan bitenin farkına varıp dengelemeye çalışarak… Hemen başlamaya ne dersiniz?
Kadına değer verme konusuna gelince ne yazık ki, kadın asırlardır tüm dünyada hakkettiği değeri görememiştir. Kadına her şeyden önce insan olduğu için değer verilmelidir. Ailenin de, toplumun da en temel ve en değerli yapı taşı olduğu için çok ama çok önemsenmelidir. Sonuç olarak, kadına değer vermeyen / insana değer vermeyen bir toplumun ilerleyebilmesi, gelişebilmesi ve refaha kavuşması mümkün değildir.
Sevgiyle kalın ve hayatın tadını çıkarmayı unutmayın!
Dr. Nurcan Balcı Erol
Bu yazı 2010 yılında Gürsoylu Kadın Dergisi’nde yayınlanmıştır.
Comments